Gereken

Bugün, dün ve yarın. Gazze bombalanıyor. Yıllardır ve yıllardır. Neden? İsrail Gazze halkını tehdit olarak gördüğü için. İsrail Gazzeyi veya Filistin’i devlet olarak kabul etmiyor. Gazzeyi kendi toprağı ilan ediyor. Peki ya Gazzeliler. O zaman onlarda kendi vatandaşı. İsrail şuan kendi yasalarına göre kendi vatandaşlarını öldürüyor. Ama tabi onlara göre müslümanlar vatandaş değil, terörist. Hem İsrailin hem uluslararası örgütlerin kendi kendiyle çelişen onlarca örneğini gösterebilirim. Ama bu zaten bilinenin ilanı olur. Bu sefer tarihten bir kaç örnekle Gazze olaylarına Türkiye için yorum getirmek istiyorum.

Endülüs devletini hepimiz biliriz. Bugünkü İspanya bölgesinde 8-15. Asırlarda varolmuş İslam devletidir. Bu devletin yıkılışı 1492 yılıdır. O dönem, Osmanlının tam yükselişinin en üst düzeyde olduğu, İstanbul’un fethinin ardından artık bugünün tabiriyle dünyanın süper gücü haline geldiği dönemdir. Endülüs 1491’de kuşatma altındayken Osmanlı’dan yardım ister ancak Osmanlı yardım etmez. Sebep ise Cem Sultandır. Ülkenin başı Cem Sultanla beladadır, Padişah O bölgeye sefere çıkarak ülkenin iç savunmasını zayıflatmak istemez. Sonuç: Binlerce Müslüman ve Yahudi Gırnata’da katledilir. Endülüs kütüphanelerinin %90’ı yakılır, kalan %10’u ise bugünkü modern bilimin temelini oluşturur. Yani lafı kısa tutmak gerekirse tam bir zulüm ve vahşet yaşanır. Dünyanın süper gücü Osmanlıdaki iç karışıklık sebebiyle yaşanır bunlar hep.

Bosna katliamına gelelim. Bilinen adıyla Srebrenitsa katliamı. Çok değil 1995’te yani 19-20 sene önce yaşanmış bir olay. Binlerce Müslüman, Sırplar tarafından katledildi. Dünyanın jandarması olsun diye kurulmuş BM utanmasa patlamış mısırla izleyecekti. Bugün bilinen rakamlar 8.372 kişinin öldürüldüğünü söyler ki hala yeni toplu mezarlar bulunmaktadır. Bu olaylar yaşanırken Türkiye neredeydi peki? Evinde oturmuş Yıldırım Akbulutlarla, Tansu Çillerlerle, Bülent Ecevitlerle uğraşmaktaydı. Hoş, misyon olarak o dönemde o bölgeye herhangi bir müdahale pek söz konusu değildi. Zaten o dönem müdahale içi gerekli iktidara sahip değildi. Türkiye hiçbir şey yapamadı.

Kerbela olayı hepimizin bildiği ve hüzünle yad ettiği olaylardandır. Hz. Hüseyin ve Beyti, Yezid’in ordusu tarafından Kerbelada sıkıştırılmış ve günler süren kuşatma ve görüşmelerin ardından şehit edilmişlerdir. Olayların nasıl geliştiği konusunda bir kaç rivayet vardır. Ancak genel olarak kabul edilen şudur: Hz. Muaviye’nin ölümünden sonra Yezid halifeliğini ilan etmiş ve Hz. Hüseyin’den biat istemişti ama Hz. Hüseyin biat etmemişti. Bu sırada Kûfe’den Hz. Hüseyin’e mektuplar gelmiş ve o bölgeyi gelip Yezid’in idaresinden kurtarmasını istemişlerdi. Bazı kaynaklar der ki bu mektuplar Yezid tarafından kasti gönderilmiş ve Hz. Hüseyin’in Medine’den çıkması sağlanmıştı. O dönemin ileri gelen sahabileri Hz. Hüseyin’e yalvarmışlardı. “Gitme Hüseyin Yezid’in tuzağıdır bunlar. Seni orada ölüdürecekler” diye. Ama Hz. Hüseyin cevap vermişti. “Bu bir tuzak dahi olsa ‘Peygamber torunundan yardım istediler de o yardıma gitmedi’ dedirtmem” diyerek yola çıkmıştır. Zaten yola çıkmadan önce Peygamberimiz rüyasına girmiş ve “Seni çağıranlara hayır deme” diyerek yola çıkması gerektiğini işaret etmiştir. Yani Hz. Hüseyin tuzağın içine içine, göz göre göre gitmiştir.

Kıbrıs Barış Harekatına gelelim. 1974’te Rum askerlerin sistemli bir şekilde Türkleri katletmeye başlamasıyla gelişen sürecin, Türkiye’nin bölgeye müdahalesi ve harp meydanındaki kesin zaferiyle olaylar bitmiştir. Sonuç: Türkiye para cezasına çarptırılmış, ambargo uygulanmış, hala devam eden davalar, sıkıntılar falan. Türkiyenin dertlerinin en büyüklerinden biridir. Ama kimse bu harekat için ‘Keşke yapılmasaydı’ demez. Çünkü bilir ki orda katliamdan kurtarılmış tek masum için hepsine değer. Soruyorum 1977’de ki ambargoyu yaşayanlara(en önemli sebebi Kıbrıs harekatıdır) çektikleri sıkıntıları anlatırlar ama kimse o kadar sıkıntıya rağmen ‘Niye bu harekat yapıldı, neler çekiyoruz elin Kıbrısındaki adam yüzünden’ gibi bir laf kesinlikle duymadım. Duyacağımıda hiç zannetmiyorum

Şimdi bu verdiğim dört önemli örneği birleştirirsek. Endülüste bizim iç karışıklık yüzünden müdahale edemeyişmiz oradaki binlerce cana mal olmuş, Bosna’da ki çaresiz, elden ayaktan düşmüş halimizle hiç bir şey yapamayışımız ki zaten isteseydik de ne yapabileceğimiz çok muallak. Daha kendimizi idare edemiyorduk. İşte bizim durağanlığımız yüzünden masumların çektiği zulümler ortadadır. Eğer bizler o günlerde farklı davransaydık belki bugün İspanyadaki İslam devletinde yaşayan herkes bize duacı olacaktı. Bosna’daki olaylar sırasında bizim kuvvetimiz yerinde olsaydı, o günkü katiller yaptıklarını yapmaktan korkacaklardı. Çünkü zaten Allah’a ve ahiretteki şaşmaz adaletine inanmayan o adamlar diyeceklerdi ki ‘Biz bugün burada bunu yapıyoruz ama yarın bu adamlar bizden hesap sorup burnumuzdan fitil fitil getirecekler’ diyecek ve fiili davranışımızdan evvel korkumuz o katillerin yüreklerini saracak, o katliama cesaret edemeyeceklerdi.
Bizim ne yapmamız gerekiyora ise 2 örnek yazdım.
Kıbrıs halkına yapılmaya başlanan ve çok daha büyüyeceği tahmin edilen olaylarda Türkiye’nin yaptıkları ise o dönem için çok başarılıdır. O harekat yüzünden çekilenlere rağmen hem halkımız hem devletimiz bu Harekatı hep sahiplenmişler ve arkasında durmuşlardır.

Önceki örneklerdeki durağanlığımızın yanında bir de Hz. Hüseyin’i koyun. O civanmerdin nasıl yardım istendiğinde, açık tuzak olduğunu bilse dahi koşa koşa gittiğini, zira ortada oradaki halka yapılan ciddi bir katliam ve benzeri durum yok idi. Baskı ve adaletsizlikten bahsediliyordu. Bosna, Endülüs katliamlarının yanında o dönemde Kûfe halkına yapılanlar hak getire. Ancak bu kadar ufak bir durumda dahi Hz. Hüseyin’in yerinde durmayıp yardıma gitmesi tam da peygamber torununa yakışandır. Bize de hak müslümanlar olarak örnek olan budur

Efendim şimdi başlayabilirsiniz ‘Ama işte uluslararası dengeler, yok işte arkasında Amerika yok işte nükleer bilmem ne falan falan’
Orada ölen tek masum çocuğu kurtarmak için bütün askeri birliklerimizi şehit versek, kimse bize nasıl yaparsın böyle bir hata diyemez. Orada ölen tek masumu kurtarmak için gerekirse nükleer bomba yeme tehlikesi dahi alsan bu ülkenin hiç bir gerçek sahibi sana hayır diyemez. Mesele ne uluslararası dengelerle, ne yiyeceğimiz bombalarla ya da 3. Dünya savaşıyla alakalı değil. Tek mesele Allah’a güvenmek ve Hak bildiğinden şaşmamakla alakalı.
Bugün nasıl Twitterda klavye mücahidleri varsa, aynı şekilde kürsü mücahidleri de vardır. Orada yapılan katliamlara sivil toplum olarak yapılabilecekler sınırlıdır. Ticaret yapmazsın, sivillere yardım gönderirsin falan ama fazlası sivil toplumdan gelemez. Devlet bu işe el atmak zorundadır. Bu ne laik devletle alakalı, ne ülke içi dengelerle alakalıdır. Oradaki masum halk Allah’ın izniyle elbet selamete kavuşacak. Benim istediğim vesilesi biz olalımda belki ucundan bir ecrini kaparız. Yoksa oraların tek umuduz biziz demek benim haddime değil.
Bugün biz oralara yardım etmezsek bizden hesap sorulacak :’Sizin imkanınız vardı da niye anca lafta kaldınız?’ Diye. O zaman ne diyeceğiz. Orada da Kemal Kılıçdaroğlundan çekindik mi diyeceğiz, peki Amerika engel oldu bahanesi bizi kurtarır mı zannediyorsun?
Bize sözde değil özde mücahid ruhlu liderler lazım. Allah herkese hidayet, hakiki iman nasip etsin.
Yarın Filistin halkı selamete kavuştuğunda bize soracak:’Biz zor durumdayken bize niye yardım etmediniz?’ Diye. O kardeşinin yüzüne nasıl bakacaksın? Hadi diyelim Filistin halkı vicdanlı, ilerde böyle bir soru sormadı. Peki şimdi katledilen o masum çocuklar ahirette hepimizin karşısına dikilip ‘Sen beni kurtarmak için ne yaptın?’ Diye sormayacak mı zannediyorsun? Kimsenin hakkı kimsede kalmayacak.
Bize düşen başımızdakileri harekete geçirmemizdir. Bizim onlara ne istediğimizi anlatmamız ve başımızdakileri ‘gerçekten’ işe yarayacak, katliamı durduracak fiiller yapmaya zorlamamızdır. Bu fiiller En ufak ambargodan en büyük askeri operasyona, hatta operasyondan öteye, savaşa uzanan seçeneklerdir. Savaş kelimesini duyunca korkmayın. Hakkın yerini bulması için savaştığımız sürece Allah hep bizimledir. Savaşanlarımız mücahid, ölenlerimiz şehit, sağlarımız gazidir. Allah’ın ahiretteki hesabından geçmek istiorsak kimse ne savaştan ne açlıktan ne bombalardan ne çocuğunun geleceğinden korkmasın. Biz bu dünyadaki savaşı kaybetsek dahi ahirette inşallah Allah’ın adaletiyle yargılanıp hakettiklerimizi alacağız.
Kimse savaş yanlısı falanda olmasın. Hepimiz savaşın son seçenek olduğunu biliyoruz ancak gelinen durumda İsrail devleti ne laftan ne başka bir şeyden anlıyor. İsraile çok sağlam bir ders gerekiyor ve diğer seçenekler tükendiğinde elde kalan ancak bu oluyor.
Allah hakkı savunanların akıbetini hayırlı eylesin. İnşallah hiçbir masumun kanının dökülmediği uzun seneler görmeyi nasip eylesin.


Bir cevap yazın

İsim ve mail zorunlu değildir.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.