Demokrasi – Ekonomi İlişkisi

demokrasi-ekonomi-iliskisi

Tarih boyunca yapılan çoğu uzun soluklu savaşı milletlerin insan gücünden çok devletlerin ekonomik gücü kazanmıştır. Başarı ekonomik, lojistik ve psikolojik olarak üstün olan ekipler tarafından elde edilir. Bu üç faktörü ekiplerin başarısı için temel faktörler kabul edebiliriz. Bu üçünün pek çok alt faktörü vardır ama onlar başka konu.

Ekiplerin gücü = (ekonomik destek+lojistik destek+psikolojik motivasyon)” diye basit bir denklem kurabiliriz. Bu denklemde biri diğ erinden az olabilir veya çok olabilir. Ancak iş ekiplerin yarışına geldiğinden üçünün toplamı yarışır. Sadece gaz vererek işler yürümez. Ya da sadece parayla da yürümez. Aynı şekilde sadece gerekli imkan ve hareket alanıyla da yürümez. Bütün bu faktörlerin her birinden birazda olsa olması lazım. Ama netice olarak belirli noktalarda sivrilmiş ekiplerin başarıya ulaştığını görürüz.

Fransa ve Almanya Örneği

Bu denkleme örnek olarak II. Dünya Savaşındaki Fransa ve Almanya çok sık verilir. Savaşın başında Almanya ekonomik buhrandaydı. Lojistik olarak da çok zayıftı. Belirli kanallar dışında ham madde elde edemiyordu. Ama psikolojik olarak halk ve asker Hitler’e inanmıştı ve ne dese yapacak halde onun emirlerine uyuyorlardı.

Fransa’nın ise ekonomisi o dönemde çok iyi olmasa da Almanya’ya kıyasla iyiydi. Lojistik olarak ise çok rahattı. Bütün kaynaklar elinin altındaydı. Ancak psikolojik olarak savaş motivasyonları ve onları sürükleyebilecek liderleri yoktu.

Almanya ekonomik darboğazdan çıkabilemek için savaşta ilk hedefini Fransa olarak belirledi. Fransa’ya saldırdı ve çok kısa bir sürede Fransa tamamen teslim oldu. İngiltere şok olmuştu. Ama Almanya bu sayede hem Fransa’nın ekonomik gücünü kendine alarak ekonomik darboğazdan çıktı, hem de psikolojisini güçlendirdi. 6 yıl süren II. Dünya savaşı en başında bitebilirdi. Eğer Fransa yeterince motivasyona sahip olsaydı.

Devletlerin Zenginlikleri

Burada devletlerin ekonomik gücünün kullanımını anlatmak istiyorum. Ekonomik güç tarih boyunca büyük devletlerin eline hep fetihlerle geçmiştir. Fethedilen yerlerdeki hazineler ve zenginlikler o bölgeye yeni gelen devleti hep zenginleştirmiştir. Büyük devletlerin çoğu da bu fetihlerin durması sonucu ekonomilerinin batmasıyla bitmiştir. Roma, Bizans, Osmanlı ve daha pek çok devlet. Ancak günümüzde fetih yok. Onun yerine ticaret var. İhracat var. Artık üretip ihraç eden o bölgeyi fethetmekle eş değer bir zenginliğe erişiyor. İhraç edemeyen devletler ise her zaman borç sıkıntılarıyla boğuşuyor. Bizim gibi.

Ülkemizde demokrasinin iyice yerleştiği 60’lı yıllardan itibaren seçimler çok ekonomimiz için büyük bir yük demek. Sebebi basit. O dönemde kim güç sahibi ise sonraki seçimi kazanmak için devlet ekonomik gücünden taviz vererek güç sahibine oy devşirmeye çalışıyor. Bu çoğu seçimde olmuş bir olay. Ve bu sadece ülkemizde olan bir olay değil. Bütün ülkelerde böyle. Peki seçilenler kaç seneliğine seçiliyor? En fazla beş. Yani seçimden 4-4,5 sene sonra tekrar seçim havası geliyor ve tekrar harcamalar seçim yatırımı niyetiyle yapılıyor.

Bunlara örnek olarak: Vergi aflar, imar afları, vergi indirimleri, cezasını tamamlamamış mahkum afları, aslında ihtiyaç olmayan memur alımları, tam seçimler gelmeden tamamlanacak şekilde ayarlanmış kısa dönemli metro-hastane-okul-park-yol projeleri, bakanlıkların devlet adına bastırıp halka dağıttığı, halbuki seçim propagandası olan broşürler… Liste uzar. Bu masraflardan biri de seçim propagandası için partilere verilen seçim yardımları. Buna hiç girmiyorum.

Şimdi bu kadar proje, iş, af sadece bir sonraki döneme seçilmek için mi? Çoğu. Aslında bazıları zaten yapılacak olan işler ama özellikle zamanı ayarlanıp seçim öncesine denk getirilmiş işler.

Önceden Nasıldı?

Peki önceden nasıldı? Bir hükümdar gelir. Bilir ki çok büyük bir aptallık yapmadığı sürece ömrünün sonuna kadar hükümdar kalacak. O da aptallık yapmadan ekonomiyi iyileştirme adına halkına acı reçeteler içirebilir. Yusuf Aleyhisselam Mısır’da ekonominin başına geldiğinde 7 sene bolluk oldu. Bu 7 sene boyunca halka ek vergiler koyuldu ve belirli miktarın üstünde üretim yapan herkes malını devlete teslim etti. Sonraki 7 yıl kuraklık oldu. Devlet aldığı ekinlerin hepsini sonraki 7 yılda halka geri dağıttı. Şimdi çok basit bir soru: Eğer o gün Mısır’da demokrasi olsaydı Yusuf Aleyhisselam ekonomi bakanı olarak devlette görev alabilir miydi? Hiç kimse kabul etmezdi “Benim ekinim. Bolluk oldu. Bol bol harcama yapacağım bu sene ben tasarruf yapmak istemiyorum” derdi. ve 5 yıllık görevi dolduğunda sonraki dönem seçmezlerdi onu. Devam eden senelerde de kuraklıktan halkın büyük çoğunluğu kırılırdı.

O 7 sene halk o acı reçeteyi içti. Nefislerine zor gelen şekilde kendi ekip biçtikleri mallarını kendi elleriyle teslim ettiler. Bu sayede sonraki 7 sene hayatta kaldılar. Bu onlar için Allah’ın bir lütfu idi.

Günümüze baktığımızda belirli yılla biçilmiş görev süresi olan iktidarlar sonraki döneme devam edebilmek için halka asla acı reçete içiremezler. Çünkü sonraki seçim vaadlerinde rakipleri hep halkı tatlı sözlerle kandıracak ve acı reçete içirmeye çalışsa bile çok uzun süre yapamayacak. Aslında halkın ekonomisi hasta ve iyileşmesi için pek çok acı ilaç içmesi gerekiyor. Ama “halk beni tekrar bakıcı olarak tutmaz” korkusuyla devlet acı reçeteleri vermiyor.

Demokrasi halkları kandırma oyunudur.

Bu oyuna ekonomi alet olur. En iyi ekonomik gelecek demokrasinin vaadedebileceği en büyük ütopyadır. Ama zorlanmadan, yorulmadan, terlemeden bu işin olmayacağını halklar hiç bir zaman anlamazlar. Bu yüzden ekonomik olarak en rahat vaadi yapan kimse ona oy verilir.

Günümüzde ekonomi zor durumda. Ekonomik tedbirler alınması, hovarda harcamaların kısılması ve halkın üretime yönlendirilmesi gerek. Bunlar çok temel çözümler. Devlet de bunu biliyor halk da aslında biliyor. Ama devletin en büyük çözümü konut kredi faizlerini düşürmek oluyor. Bu sayede insanlar daha çok ev alacak, bu sayede inşaatçılar parayı bulup daha çok inşa edecek ve inşa edilince ekonomi canlanacak. Kapitalist tarihe baktığınızda nerede konut inşa ekonomisi dönüyorsa o ekonomi balonları hep patlamıştır. Amerika, İspanya ve sırada Türkiye. İnşaat bir yan faktör olarak etkili olabilir. Ama ana faktör olarak inşaatı almış hiç bir devlet ekonomisini çok uzun süre canlı tutamamıştır. Çünkü ele geçen hiç bir ürün yok. İnşa ettiğin şeyi götürüp satamıyorsun başka bir yerde. Ancak gidip orada da inşa etmen lazım. Bu da apayrı bir operasyon demek ve bu operasyon senin ekonominden çok inşa ettiğin yerdekilere yarıyor. Çünkü bütün ham maddeyi yine oradan temin ediyorsun ve oranın ekonomisine giriyor para. Kendi içinde ürettiğin ürünün yerini tutmuyor hiç bir zaman.

Acı Reçete

Demokrasinin ekonomiye verdiği zararın acı reçetesini zamanı geldiğinde istemesek de çekmek zorunda kalacağız. Çünkü inşaat ekonomiyi canlandırmak için yeterli bir done olmayacak yakında.

Yıllarca hükmedip acı ama şifa verecek bir acı reçete sunamayan hükümdarlar işler kötüleştiğinde başımızda olmayacak. Yine zorluğu çekecek olan halk olacak. O yüzden bizim üretime, sanayiye, teknolojiye odaklanmamız gerekiyor. İnşaata değil. İnşaattan kastım sadece binayı diken müteahhitler değil tabii ki. Onlar sadece bir kolu bu işin. Erdoğan’ın sık sık dile getirdiği gibi “İnşaat iki yüzden fazla iş koluna etki ediyor.”  İşte Bu iki yüz iş kolunun tamamında bulunup parası olanlaradır sözüm. İnşaatla alakalı işleri yavaşlatıp üretim ve ihracata odaklı işler yapılmalı. İhraç ettiğimiz ürünün gittiği yeri fethetmiş gibi bir değer kazanırız. Kaliteli ürün üretip yurt dışına satan hiç bir zaman krizden etkilenmez. Çünkü kriz hiç bir zaman dünyanın her yerinde olmaz. Sadece belirli yerlerde kriz olur. Bugün Çin’de yarın Rusya’da öbür gün Amerika’da öbür gün Almanya’da. Bu ve bu ülkelerin beslemeleri etkilenir krizden. Eğer kaliteli ürün üretip ihraç edersek bugün Amerika krize girse yarın Rusya’da malınız satılır. Yarın Rusya krize girse öbür gün Avrupa’da malınız satılır. Ama her zaman satılacak yer bulunur. Yeter ki kaliteli olsun.

Öneri

İşte bu mantıkla hareket edip değer oluşturmalı ve ihraç edip ülkeye döviz getirmeye çalışmalıyız. O zaman ekonomi gerçek anlamda sürdürülebilir ve uzun ömürlü olur.

Bizim neyimize üreteceğiz de ihraç edeceğiz.” diyebilirsiniz kendi adınıza. Ama inanın kimse dev olarak başlamıyor bu işe. Kendiniz gibi inanan iki-üç ortak bulun ve kalitesi, katma değeri yüksek ürünler üretmek için ufak da olsa girişimde bulunun. İhraç etmek için çalışın. Emin olun başaracaksınız. Başaramasanızda birilerine muhakkak ön ayak olacaksınız.

Deneyen kazanabilir. Denemeyen zaten kaybetmiştir.

Allah yardımcımız olsun. İslam ümmetinin şuurlu bireylerine ekonomik-siyasi-psikolojik güç versin.


Bir cevap yazın

İsim ve mail zorunlu değildir.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.