Muhalefet

Rakip, bir kişinin yaptığı işe karşı duran, o işi yapmamasını veya kendisi daha iyi yaparak o kişiyi geçmek isteyen kişidir. Rakip rekabet eder. Bu tanım daha ziyade ticaret alanında kullanılır ancak eğitimden spora pek çok alanda geçerlidir. Siyasi arenada ise ‘rakip’ kelimesi yerine ‘muhalif’ yaptığı işe ise ‘muhalefet’ denir.

Bu tanımlama çok basit ve gayet anlaşılabilirdir. Zaten hepimizin bildiği bir durumdur. Ancak bu basit tanım uygulama olarak o kadar basit değildir. Özellikle de yaşadığımız Anadoluda.
Ülkemizde muhalefet yapmak denince aklımıza gelen genellikle iktidarın beyaz dediğine siyah demektir. Türkiye muhalefetinde, muhalefet denen olgu gerçekten ortaya çıktığı günden beri(1950), temel mantık şudur: Bir işi iktidar yapıyorsa yanlıştır.
Aslında bunu sadece muhalefete yükleyerek biraz haksızlık yapmış olurum. İktidardaki mantık da yıllardır şu: tek doğruyu ben yaparım.
Bu iki mantık bizim insanımıza yerleşmiş ve sökülmesi zor şekilde beyinlerimize yapışmıştır. Ülkemizin insanlarımıza küçüklükten beri hem eğitim sistemiyle hem büyükleri örnek alarak genç beyinlere küçük yaşta kazıdığı bir olgudur.

Bu konuda sanırım CHP örneği en doğrusudur. CHP, iktidarın bütün yasa-kanun-tüzük vs. düzenlemelerine kayıtsız şartsız karşı çıkan bir parti. Ben her konuda haksız olduklarını iddia etmiyorum. Zira yakın zamanda Soma için CHP’nin verdiği ve iktidarın reddetdiği soru önergesi hala akıllarda. Önce muhalefeti sonra iktidarı ele alacağım.
İktidarın yaptığı her teklife şartsız red vermesi doğru değildir. Yapılan tren yolları, köprüler, otoyollar, özelleştirmeler gibi devlet ve halk için yüksek fayda sağlayacak işlere dahi muhalefet ediyor. Eğer muhalefet düzgün olsaydı şuan da iktidara “Neden bunları yapıyorsun, yapma!” Diye değil. Aksine “Neden bu kadar az yapıyorsun, daha çok yap!” Diyerek muhalefet ederdi. Her ne kadar son zamanlarda artık iktidarın yaptıkları çok fazla eleştiriyi hak etse de bunca yıldır yapılanlar, özgürleştirme çabaları ve ülkedeki kalkınma ivmesinin artışı bellidir.
Aslında CHP, bu şekilde muhalefetinin yanlış olduğunu aslında kendiside biliyor. Zira 10 küsür yıldır yanılmaktan, yanlış yapmaktan ve haksız çıkmaktan yorulmuş olduklarını düşünüyorum. Peki soralım o zaman “Neden hala bu şekilde muhalefet ediyorlar?”
Aslında bunu CHP’nin üst kadrolarından ziyade tabanına bağlıyorum. Malumunuz CHP’nin tabanı Kemalist ideolojiye sadakâtle bağlı. Kemalist düşünce sisteminin temel mantığı şudur:”Ülkede doğru bir iş varsa o Atatürk sayesinde vardır, ülkede yanlış bir iş varsa o Atatürk’e rağmen vardır.”
Bu mantıkla yetişmiş ve bu mantığı benimsemiş kişiler, haliyle Atatürk’ün partisinden bu mirasa sahip çıkarak doğru bir iş varsa bunu CHP yapmalıdır, diğerleri sadece Atatürk’ün mirasına engeldir mantığına sahip.
Tabanın bu şekilde üste olan baskısı sebebiyle CHP üst kadrosu bu %20 oyu kaybetmemek için onlara hitap etmeye çalışıyor. Ancak %20’ye hitap edeyim derken (neredeyse) %80’i dışlamış oluyor. Bunun sebebi üst kadroların korkaklığı. Çünkü artık Atatürk’ün var olmadığını ve kimsenin Atatürk gibi düşünemeyeceğini reddeden bu zihniyet hem kendilerine hem ülkeye hem muhalefet kültürüne ciddi zararlar veriyor.
Bu zihniyet yeni ve güçlü bir muhalefet partisinin kurulmasına engel oluyor(bknz. Türiye Değişim Hareketi, Mustafa Sarıgül)
Bunun yanında muhalefetin bu korkaklığı ve zayıflığı iktidarıda rehavete sürüklüyor. Çinkü iktidar biliyor ki bunlar bu haliyle kendilerine rakip olamazlar. Bu durum iktidarın istediği gibi at oynatmasına sebep oluyor. Kimileri iktidarın körü körüne doğru işler yapacağına inansada onların da kendilerini denetleyecek, diken istinde tutacak ve sürekli dinamik kalmalarını sağlayarak ülkeye daha faydalı hizmet edecek bir sisteme, muhalefete ihtiyaçları var.
Muhalefet denince tabi ki CHP’den sonra MHP’yi unutmamak gerekiyor. MHP, CHP’den farklı olarak iktidarın beyaz dediğine siyah demiyor. Her ne kadar medyada bu yansıtılmasa da MHP iktidar ne zaman dara düşse yanında oluyor. Son dönemdeki bütün anayasa değişiklikleri ve benzeri destek gereken önemli adımlar MHP sayesinde gerçekleşti. Bir sağ parti olarak MHP’nin bu şekilde davranması zaten anormal değil.
Peki MHP’nin oy oranları neden düşük dersek;
MHP’nin üzerinde durduğu ideoloji 1960-70lerde komünizme karşı oluşan milliyetçi-anti komünist düşünce 89 dan sonra komünizmin çökmesiyle tamamen milliyetçiliğe dönüştü. Bu akım ise artık günümüz dünyasının nerdeyse hiçbir yerinde artık kabul görmeyen ve milliyete bağlı partizanlık yaparak diğer milletlere soğuk durma şeklinde kendini gösteriyor.
MHP yakın zamanda tamamen etkinliğini yitirip siyaset arenasından silinecek ve yerini başka partiye/partilere bırakacaktır.

İktidarın ise yukarıda belirttiğim gibi ‘tek ben doğru yaparım’ mantığının kaynağını şuna bağlıyorum:
Malumunuz AKP liderine sonuna kadar bağlı ve onun yürüdüğü yolda yürüyen bir parti. AKP’nin yaptığı her işten Başbakan’ı sorumlu tutmayı yanlış bulmuyorum. Çünkü parti içinde ondan habersiz kuş uçmadığına eminim. Yani bu mantığın kaynağı Başbakan. Başbakan ise bilindiği üzere yüksek profilli bir liderliğe sahip ve bu çocukluğundan beri böyle. Bu durum, yani küçüklüğünden beri her istediğini liderliği sayesinde elde etmesi ve başarılı olması, onu her yaptığının doğru olduğu fikrine götürdü. Artık yaptığı her işte hesap yaparken kendi açısından hesaplıyor ve yanlışı çıkarsa bunu kesinlikle inkar edip yanlışında ısrar ediyor. Başbakanın bu durumunun taban tarafından kabul görmesi ise başbakanı iyice gaza getiriyor. Parti içindeki bazı ağır toplardan gelen itirazlar ise cılız kalıyor.
Başbakanın da kesinlikle muhalefet konusunda fikirlerini değiştirmesi gerekiyor. Yoksa ya başbakan gidene kadar bu durum devam edecek ya da muhalefet değişip başbakanı değiştirecek.


Bir cevap yazın

İsim ve mail zorunlu değildir.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.