16 Nisan Anayasa Değişikliği

16 Nisan 2017 günü sandıklara gidilecek. 18 anayasa maddesinde değişiklik oylanacak. Bu oylamada ne değişecek diye maddeleri incelediğimde ve yakın çevremle tahlil ettiğimde benim gözüme çarpan 4 noktada eleştiri yapmam gerekiyor. Bu 4 nokta beni rahatsız eden noktalar oldu.

1. 16 Nisan Kararname yetkisi

Bu yetki şöyle; Cumhurbaşkanı anayasa, kanunlar ve diğer hukuk metinlerine aykırı olmayacak ve daha önce üstünde kanun vs çıkarılmamış herhangi bir konuda kararname çıkartabilecek. Bu çıkardığı kararname direk olarak işleme konacak.
Kararname işleme konduktan sonra eğer meclis bu kararnameyi istemezse bunu görüşüp bu kararname hakkında bir kanun çıkaracaklar ve bu kararname hükümsüz olup meclisin çıkardığı kararname geçerli olacak.

Şimdi, efendim deniyor ki ‘Amerika başkanında da aynı yetki var ne var bunda daha hızlı karar alınıyor.’
Hayır Amerikan başkanında bu yetki yok. Amerika’da başkan kararname çıkartır, meclis onaylarsa uygulanır. 16 Nisan değişikliğiyle Cumhurbaşkanı kararname çıkartır, direk uygulanır, meclis istemezse aksine kanun çıkarıp iptal eder.
Yani mesela önemli bir binayı yıkmak üzere kararname çıkarttı diyelim. Bu kararname direk uygulama konur ve bina yıkılmaya başlar. Meclis bunun yanlış olduğu kanaatine varıp, kanun taslağı hazırlayıp bu kanun taslağını görüşüp daha sonra oylayarak meclisten geçirene kadar o bina herhalde 3 defa falan yıkılabilir.
Yani meclis iş işten geçtikten sonra ancak duruma müdahil olabilir. Bu da çok büyük bir sorun.

He efendim diyebilirsiniz ki, meclis onayı gerekse cumhurbaşkanının kararnamesi de çok geç çıkacak. Haklısınız. Bu durumda devletin daha yavaş hareket etmesine sebep olacak. Ancak bu kararname yetkisine sahip kişiye çok fazla güvenmeniz gerekiyor. Şuan hep Erdoğan üzerinden düşünülüyor ama yarın Erdoğan gittiğinde gelecek kişiye kim ne kadar güvenecek?

2. Bütçe Yetkisi

Diğer bir mesele de cumhurbaşkanına gelen bütçe yetkisi. Bu yetkide beni rahatsız eden taraf aslında Erdoğan’ın bütçeye olan takıntısı.
Hatırlarsınız Erdoğan ilk cumhurbaşkanı olduğunda yaptığı ilk faaliyetlerden birisi cumhurbaşkanının bütçesinin her yıl açıklanması ve belirli bir sınırı olması gibi meseleleri olmayan, sadece başbakanda olan ‘Örtülü Ödenek’ yetkisini kendisine de verdirmişti. Cumhurbaşkanının ödeneği de artık örtülü ödenek olmuştu. Yani cumhurbaşkanlığından başbakanlığa geçmişti ama örtülü ödenek hakkından vazgeçmemişti. Neden bu kadar önemli bu örtülü ödenek ki ilk icraati bu oldu demiştim o dönemde. Şimdi de 16 nisan anayasa değişikliğinde gelen maddelerden birisi de bütçeyi cumhurbaşkanı hazırlar ve meclise sunar. Bu bütçe meselesi beni rahatsız ediyor.

3. Seçimleri yenileme yetkisi

Evet. Cumhurbaşkanı meclisi feshedemez. Kendi cumhurbaşkanlığını da meclisi de aynı anda fesheder. Ancak sıkıntı şurada; Cumhurbaşkanı %51 oy alarak o makama gelebilir. Peki %51 nasıl olur da %100’ü temsil etmek için orada bulunan meclisi feshetme yetkisine sahip olur?
Hoş zaten demokrasi dediğimiz şey çoğunluğun diktatörlüğüdür. O yüzden çoğunluk elindeyse tabii ki istediğini yaparsın, bu başlı başına demokrasi dediğimiz putperest sistemin sonucu olan bir durumdur.

4. HSYK Atama Yetkisi

Şuanki durumda HSYK’nın 22 üyesi var. Bu 22 üyenin 4’ünü cumhurbaşkanı, 14 üyesini diğer adli yargı mercileri kendi içinden atıyor. 2 üye de adalet bakanı ve müsteşarı. Çok kafa karıştırmaya gerek yok.
16 Nisan değişikliğiyle HSYK’nın 13 üyesi olacak. 4’ünü yine cumhurbaşkanı atayacak. 7 üyeyi meclis atayacak. 2 üye de adalet bakanı ve müsteşarı.
Yani HSYK tamamen siyasi güç tarafından atanacak. İşte bu da beni kaşındırıyor.
Zaten şuanki mevcut 22 üyeli HSYK 2010 referandumunda gelmişti. Yani Ak parti kendi getirdiği sistemi yine kendisi değiştiriyor. Bunun sebebi ise yüksek ihtimalle şu; 2010 referandumunda yapılan değişiklerin çoğunu FETÖ tarafından hazırlanmış ve sunulmuş maddelerle oluşturdular. 2010 referandumunun baş mimarı FETÖ’dür. Şuanki sistemde HSYK rahat bir şekilde sekülerlerin ve FETÖ’nün kontrolüne geçebilir. Ama 16 nisan değişikliğiyle HSYK bu sefer rahatlıkla siyasi kontrole geçebilir.

Örneğin Amerika sisteminde bir defa atanan HSYK(Amerika’daki HSYK dengi kurum) üyesi ömür boyu veya emekliliğine kadar görevine devam ediyor. Yani ne atılma korkusu, ne bana bir şey yaparlar kaygısı taşımıyor. Görevinden olma endişesi yok. Bu sayede daha özgür ve gereken kararları alabiliyor. Ama 16 nisan değişikliğiyle Türkiye’de HSYK üyeleri çok hızlı bir şekilde istenildiği gibi değiştirilebilir. Bu da HSYK üyelerinde yetki korkusu ve bu korkuya bağlı kararlar aldırabilir.

Hoş, adalet merci olan kişiye güven olmazsa kimseye güven olmaz.

Zaten bütün bu eleştirilerim aslında geçici sakız niteliğinde bir kaç düşünceden ibaret. Asıl benim istediğim sistem tabii ki Allah’ın koyduğu kuralların hakim olduğu mutlak sistem. Şeriat sistemi. Ama bu sistem şuan için gelmiyor. En azında 16 nisan tarihinde gelmiyor.
Bu anayasa değişikliği yapılırken bırakın şeriat kanunlarını, herhangi bir hocaya, alime, diyanet işleri başkanı Mehmet Görmez’e bile danışılmadan, sadece siyasi kaygılar güdülerek hazırlanmış bir değişiklik. İslami kaygı güdülmeden hazırlanması ise beni başlı başına rahatsız eden bir nokta. Bu iktidarın gidişinin hiç ama hiç hayra alamet olmadığını hissettiren bir nokta.

Bu eleştirilerimin hepsinin arkasındayım. Demokratik sistem açısından ve akıl penceresinden baktığınızda ben bu noktaları yanlış görüyorum. Zaten Allah’ın kanunları olan Şeriat sistemi açısından bakarsak bu demokrasi de bu anayasa da bu anayasa değişikliği de kökten yanlış.

Allah şahit ben Allah’ın kanunlarının uygulandığı sistemi istiyorum. Bu sistemi isterken beni bu sisteme götürebilecek helal olan bütün enstrümanları kullanabilirim. Bugüne kadar mevcut anayasa ile pek bir olanak yok gibi. Bari bu anayasa değişikliğini deneyelim de belki bu yok bizi Şeriat sistemine bir adım daha yaklaştırabilir diye umud ediyorum. Bu sebeple evet oyu kullanmayı planlıyorum. 

Allah mübarek etsin. Selametle


Bir cevap yazın

İsim ve mail zorunlu değildir.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.